Kişi ömründe kaç kez sever veya kaç kez Duygularının karşılığını bulur? Hadi yüreğinin götürdüğü yere gitse kaç kez mutlu olur umutlu olur. Bunların muhakemesini yapsak belki de hayal kırıklıklarımız çoğunlukta olur herhalde.
Umutlanırız bazen, gün yüzü görmemiş tay gibi dizgine gelmez koşuştururuz ama korku cadılarımızı beynimizde koşuşturmamızla beraber büyütürüz. Zamanla büyüttüğümüz cadının esiri oluruz. Böylesi bir durumda zamanında vermemiz gereken kararları erteleyip basit bir savuma mekanizmasına bürünüp “ henüz zamanı değil” deyip kestirip atıyor dürüst davranıp korktuğumuzu ifade etmiyoruz. Korkunun yarar getirmeyeceğini bile bile.
Sevmeye kalkışırız” her zaman kalkışmakla kalır ya” düşünmeye başlar iyimi kötümü olurun, yaşamadan üçüncü kişilerin ne düşüneceklerini kurgulamaya başlarız Farkında olsak ta olma sakta hayal kırıklıklarını çoğaltıyoruz.
Genciz bizler taşı sıksak tabiri caizse suyunu çıkarırız ama nerde kendimizi sıka sıka kuru bir dala döndük ne kendimize nede başkalarına tutunacak dal olamıyoruz.
Öyle bir hale getirmişiz ki kendimizi kuma başını sokan deve kuşu misali gibiyiz. Savrulmuşuz her birimiz sistemin çarkına az veya çok bir parçamızı kaptırmışız. Politik sosyal ve de kültürel alanlarda dünü arar hale getirdik kendimizi.
Gidişattan yakınırız ama yeni bir şeyler yapmak adına uğraşamıyor veya yeterince çaba sarf etmiyoruz. Zamanım yok diye ilke haline getirdiğimiz bir cevabımız her zaman için hazırdır zulamızda. Ama harcanmayacak onca yerlerde yok dediğimiz zamanımızı çarçur ediyoruz. Nereye kadar?
Bizler bunları da tükettik mutlu olmak umutlu olmak adına değişen hiçbir şey yaşamadık hayal kırıklıklarımız azalacağına yenileriyle tanışma şerefine nail olduk. Neonların büyülü ışıklarıyla donatılmış mekânların büyülü havasını folklora müziğe tiyatroya sinemaya tercih ettik bununla beraber az veya çok özümüzden uzaklaşmanın sinyalleri bizlerde boy göstermeye başladı. Hayal kırıklıklarımızı ayrılmaz parçamız haline getirdik. Yardımlaşmayı arkadaşlığı ve uğruna ölürüz dediğimiz inançları unutmaya başladık. Tümden de unutmadık yeri geldiğince maske olarak kullanmayı öğrendik yüzümüz kızarmadan!
Yazar: İdris KENÇ
Tarih: 15-01-2006