
Yüreğim Yetim Bir Çocuk Gibi Boynu Bükük
Varlığınla semalarda aşk gibi aydınlık, yokluğunda savaşlardan arda kalan harabe köylerde tüten acı duman ve ölüm gibi karanlıktayım. Benliğim, yüreğimin bir bütünü, yokluğunda daha da çekilmez oluyor ölüm gibi bu yalnızlık. Geçen her günün ardında yetim bir kız çocuğunun tek başına, çaresiz sokak ortasına biranda bırakılmış dürtülerine bürünüyorum. Yalnızlığım yâda yalnız bırakılmışlığımın utangaçlığı baharda açan gülün kırmızısı oluveriyor her an yüzümde. Sen giderken akıp gidiverdi bende hayat sevincim, elinden balonu alınan çocuk misaliyim. Bakma giderken ardından kal diyemeyişime tel, tel döküldüm baharda açan Ajdalara vuran don gibi bende boynu bükük kaldım. Kahrolası çaresizlik, elimden bir avuç su misali akıp gittin. Ararat’ın mistik yaz gününün kavurucu sıcağıyla eriyen kar suyunun çağlayanlaştırdığı murat gibiydin, bent olamadım yıkarcasına gidişine, manidar olacak derman kalmamıştı yüreğimde, Buharalı tüccarın en nadide avizesine sıkılan kör kurşun gibi sende yüreğime saplanmıştın adressiz darmadağındım. Hani gül bahçemde solmayan olacaktın başköşede, heybetli duruşuna cümle âlem diz çökecekti ve dağları delen sevdalara madik atacak, türkümüzü dilden dile, diyarlara aktaracaktı çobanlar yıldızların altında her gece. Şefkatinle büyütecek ve büyüttüğün yüreğimin de rahibi olacaktın, kardelen misali, karakışın öfkesine asice baş kaldıran, isyankâr ve sevgimize karşı uzatılan ellere. Bense, yüreğimi adanan adak misali yüreğine adamıştım sumaklarında, hiç düşünmeden, aldırmadan tüm söylenen söylencelere inat, yıkılmaz dağ gibi ardındaydım. Ölüm kol gezerken etrafımızda gölgemiz gibi, ben şuh bir gülüşüne dalıveriyordum üstüne, Ahmet arif oluyordum, ölümsüzleştirdiği otuz üç kurşun misali, sevdamızı yazıyordum, unutulmaz şiir olacaktı, çobanlar la beraber koro olup anlatacaktı nenelerimiz, bin bir gece masalları gibi yıllar yılı söylenecekti, kuşaktan kuşağa. Anadolu’da çınar olacaktık Nazım’ın vasiyetine konaklık edercesine ulu, destan olacaktı sevdamız, şahikalardan inip düz ovalarda çınlayacaktı, doğan her bebenin kulağına fısıldanacaktı isim babası olup büyüdükçe her bebede bizde büyüyecektik, Mem u Zin mezarında rahat uyuyacaktı, yeşerttiğimiz sevdanın esiri, olup Beko’ları dize getirecektik. Sensizliğinin ardında yüreğim yetim bir çocuk misali boynu bükük şimdi. Söylerdin ya hep sevgili” biz birbirimiz her şeyi olacaktık” bak hiçbir şey olamadık yıldızları nasıl seyrediyorsam her gece, bundan böyle ardından sana da öylemi bakacağım? Ne olur, kara trenlerin vagonlarına hapis olmuş yüreğimin feryadına ses ver artık, siyatiğimle beraber tarifsiz acılar çekmekte vücudum yokluğun ölüm olmuş karanlıklardayım. Çıldırmamak için avutuyorum kendimi, umutlarım tükendi, kafese tıkatılmış bülbül misaliyim, olmayacak anlarda hayalinle avunuyor bir sigara tüttürüp dumanına sarıp kendimi gittiğin yerlere gelmek istiyorum. Sol tarafım acıyor hissetmiyorum artık, tek dayanağım ölümünün ardında her gece koynuma alıp kokusunu içime çekip beraber uyuduğum oğlumuza seni anlatmakla geçiyor ömrüm, çok özledik seni çok. Yazar: İdris KENÇ Tarih: 02-04-2006
|
|