Yüreğim ve yurdum hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok. Kötü davranışlar ve uzun yıllar beni birinden uzaklaştırdı, diğerineyse yabancılaştırdı. Bana miras kalan fakirlik, hayat okulunda iyi bir eğitim almamı sağladı ve düşünmeye yatkın zihnim sayesinde okul yıllarımda yaptığım sıkı çalışmaların birikimi analiz etme yetisine eriştirdi beni. Beni en çok köyümdeki ağa takımının davranışları etkilerdi; onların kötü davranışlarına hayranlık duyduğumdan değil, analiz yetim sayesinde onların hatalarını rahatlıkla saptayabildiğim ve buna karşı duruş sergilediğimden. Mizacımın kuruluğu yüzünden çok eleştiriye uğradım; her şeyi açık seçik ve ulu orta dile getirdiğimden bu bana bir suçmuş gibi yansıtıldı ve bu davranışım bana sürekli kötü bir ün getirdi.
Hayatımda ki bu kötü gidişat nedense doğuştan miras kalan fakirlikle yakamı bırakmadı bir türlü. Sevmeye her kalkışmamda da ucu bucağı belli olmayan girdaplara sürükledi ve bu sürüklemelerin yoğun olduğu bir dönemde nereye gidileceği belli olmayan bir yola koyulmak istedim evet tam anlamıyla bir yolcuydum, bir şeytan gibi peşimi bırakmayan sinirli bir huzursuzluktan başka bir yolculuk sebebim yoktu. Bununla beraber uzaklaştığım yüreğime bir terbiye vermekti amacım, sevmeye dair olan başarısızlıklarımı irdelemek ve bir sonuca ulaşmaktı beynimin arka taraflarında beni bu yolculuğa iten.
Gemimiz dört yüz tonluk tahtaları bakırla tutturulmuş ve Hint meşesiyle inşa edilmiş güzel bir gemiydi.
Çok hafif bir rüzgârla yola çıktık. Bir akşam kıç vardelasına yaslanmış bakarken kuzey batıda ki çok tuhaf, tek bulutu fark ettim. Hem rengi yüzünden hem de İstanbul’dan ayrıldığımızdan beri görülen ilk bulut olduğu için ilgi çekiciydi. Onu dikkatle gün batımına dek izledim. Deniz hızla değişiyordu ve su her zamankinden saydamdı. Huzursuzdum.
Ancak huzursuzluğum uyumama engel oldu ve gece yarısı civarında güverteye cıktım. Bir anda hızla dönen bir değirmen çarkınınkini andıran yüksek bir uğultuyla irkildim ve bunun ne anlama geldiğini kavrayamadan geminin her tarafı sarsılmaya başladığını fark ettim. Bir an sonra dev, köpüklü bir dalga bizi alabora etti, baştan kıça doğru hızla ilerleyerek güverteyi yıkadı.
Beni ölmekten hangi mucizenin kurtardığını bilmek olanaksız. Ama ya yüreğime vermek istediğim terbiye ya da onun bana yaşatmak istedikleri olacağı bir anda beynimde şimşek gibi çakan şoku sersemlettikten sonra kendime geldiğimde kıç direğiyle dümenin arasına sıkışmış olduğumu fark ettim.
Az sonra benden başka kurtulan olmadığını fark ettim. Güvertede bulunan ben dışında herkes denize düşmüştü. Kaptan ve yardımcıları uykularında ölmüş olmalıydı, çünkü kamaralar suyla dolmuştu. Fırtınanın ilk şiddeti azalmıştı ve rüzgârdan fazla bir tehlike beklemiyordum; ama yılgınlık içinde tamamen durmasını ümit ediyordum. Çünkü geminin şu haliyle buna dayanamayacağından, kaçınılmaz olarak öleceğimden emindim. Yanıldım gemi beş gün beş gece boyunca dayandı- bu süre içinde tek yiyeceğim büyük güçlükle temin ettiğim az miktarda çiğ balıktı. Altıncı günün gelmesini boşuna bekledim o gün benim için hala gelmemişti. O vakitten sonra zifiri karanlığa gömüldüm öyle ki geminin yirmi adım ötesini göremiyordum. Sonsuz gece beni kuşatmayı sürdürdü. Benim ruhuma ve yüreğime sessiz bir hayret duygusu hâkimdi. Gemiyle ilgilenmeyi, bunun faydasız olmasının ötesinde zararlı olduğunu düşünerek, bıraktım ve kendimi olabildiğince sıkı şekilde mizana direğine bağlayıp, o okyanus dünyasına acı acı bakmaya başladım. Zamanın geçişini hesaplamamın yolu yoktu, bulunduğum yer hakkında tahminde yürütemiyordum. Bir anda geminin hızla bir kayalığa binmenin etkisiyle bağlı bulunduğum mizana direğiyle beraber güverteye düşerken direkten kurtuldum.
Bu arada rüzgâr hala kıç tarafımızda esiyor ve brandalarla yüklü olan gemi bazen denizin üstüne fırlıyor. Ah dehşetlerin en fecisi! Yüreğim dile geliyor; kaderim üstüne düşünecek pek vaktim yokken çemberler hızla daralırken, girdabın içine hızla atılıyoruz, ufukta el sallayan melek misali, haykırıyor yüreğim “lanetlendin sevmeye dair, bunu anlamak için ölümüne yolculuğa çıkmaya gerek yoktu yaşadıklarından analiz etmeyi beceremediğin tek konu sevmekti” ve gemi okyanusla fırtınanın kükremeleri, böğürtüleri arasında titriyor, aman Allahım! Ve aşağı dibe iniyor…
Yazar: İdris KENÇ
Tarih: 11-06-2006