Yürekte eskir;
Neşeli anlarını yitiriyor, soluyor hazanda yaprak misali, gençliği andıran o neşeli anlardan yorgun bir yaşlılığa, eskimişliğe geçiyor yaşanmışlıklardan.
Bir zamanlar karanlıkta parlayan mum gibi olan, dar sokakların aralarında karşımıza çıkan minicik meydanlara zıtlık yaratırcasına geniş bulvarların sonunda meydanları andıran yürekte, yaşanmışlıklardan yıpranıp eskir.
Bu eskimiş haliyle insanda tozunu alma isteği uyandırır ama yaşanmışlıkların gözlerimize vurduğu eskimişliği, tecrübelerin acılarıyla yansıyor yüreğimize.
Yüreğimdeki sokaklarda kaybolmuş gençliğimin izlerini arayarak yalnız başıma dolaşırken, belki tanıdık bir simaya, ize rastlarım diye istiklal de bir Kafeye girdim.
Yorgun belliki yüreği eskimiş uzun zamandır görmediğim Rıza ya rastladım
Rıza, benimde tanıdığım birine âşık olmuştu ve bu aşkı uğruna iyi bir hayat sürme adına çalıştığı bankayı bir arkadaşının yardımıyla dolandırmaya kalkmıştı ama becerememiş, şüpheliler arsında bulunduğundan istifa etmekle bulmuştu anlık kurtuluşu, sevdiği kadınında hayatını mahvetmemek adına izini kaybettirmişti, tarlabaşının arka sokaklarında bir pansiyon odasına yerleşmiş, inzivaya çekilmişti. Eskimiş yüreği ve yalnızlığıyla yüz yüze kalmıştı.
Rıza pansiyona yakın olduğundan bu kafeyi de mekân etmiş zamanla ve bu kafede çalışan kadınla tanışıyor.
Rıza tükenişlerinin arasında bir umut diye sarıldığı bu kadına âşık olmuş.
İki sininde özel yaşanmışlıkları, kimseye söyleyemedikleri sırlarla kapanmış tuhaf geçmişleri var. Ama Rıza her zamanki saf çocukluğunu yitirmemişti.
Kadın, anladığım kadarıyla büyük acılar yaşamış bilge kişilerin, bu acıların her türlü ezme hakkını kendilerine bahşettiğine inandığı o yaralayıcı ukalalıkla zaman zaman Rıza’yı
İncitiyormuş.
Yeni bir gelecek kurabilmek için geçmişini öldürmeye çalışan Rıza, dolandırıcılığının ortaya çıkmasından korktuğu için genç kadınla evlenemeyeceğine karar vermiş ve bu sırrın gölgesi, geleceğine el koymuştu.
Bu sırrı hayatının sahibi olmuştu Rıza’nın.
Bütün yaşamı boyunca bu sırrını kimseye söylememiş bunu tek başına taşımıştı.
Şimdi bu sırrı, eskimiş yüreği ve yalnızlığıyla kendini, hayatının bitim noktasında tanıdığı genç kadına ve ona duyduğu aşka bırakıyordu.
Ona bu kadından vazgeçmesini, başının belaya gireceğini ya da kadının hayatını mahvedeceğini anlatmaya çalıştım ama anlatamadım.
Rıza sevdiği bu kadın için gözünü kırpmadan hayatında vazgeçiyor kimseye söyleyemediği bu sırrı bu kadına söylemiş sonunda.
Vereceği en değerli şey, sırrını vermiş, hayatının bu dönüm noktasında onu bir utancın, dolandırıcılıkla lekelenmenin, aşağılanmanın korkunç acısıyla vurabilecek silahı kendi eliyle teslim etmişti. Kimseye anlatılmayacak bu zayıf tarafını ona anlatarak bu zayıflıkla yok edilme ihtimalini ona bağışlayarak yüceltmişti kadını.
Ağlayarak;
“Bana sevebilme ihtimalini bahşettiği için, duyduğum minneti hayatımdan daha fazla bir şeyle ödemem gerektiğini düşündüm, sırrımı verdim ama silah olarak bana doğrulttu hep” dedi ve ansızın çekip gitti.
Kafeden çıkarken yüreğimin sokakları daha da ıssız ve eskimişti. İstiklal de yürürken son seferini yapmakta olan tramvayın sesiyle ürperiyordum.
Yüreğimle beraber İstanbul’da eskimişti sanki.
Rıza’yı düşünürken;
İnsan sevdiğine hayatından fazla bir şey vermelimiydi acaba? Hayatının tümü olan en gizli, dokunulmaz ve tehlikeli olanı…
Sahip olduğunun değil, sana sahip olanı vermelimiydi acaba; geleceğini belirleyen o dokunulmaz özü.
Aşk buna değirmiydi bilmiyorum ama yüreğimin eskidiğini biliyorum artık.