Beklemek otobüs duraklarında gelip gecen aşkları izlemek yağmur altında ıslanmak elde telefon sevgiliden telefon beklemek otobüsü kaçırmak sonrada ardından bakmak koymuyor banada şarjı biten telefonun sesizliği koyuyor bana…
İnsan doğum gününde, evlilik yıl döneminde, özel günlerde hediye alır ama ben sana ayrılığın hediyesini veriyorum gecenin bir yarısında pencerene bıraktığım seni anlatan şiire bak ağla ağladıkça ağla ayrılığın özlemini yaşa…
Gariplik her tutsağın yüreğinde bir tüneldir her an kaçmayı düşleyen Kaçmasına kaçayım, da beni mahkûm edecek kulun kendisi mahkûm olmuş hayat denen mahpushanede.
Şimdi ben kime söyleyem derdimide fermanımı yaza
Mahpushane avlusunda üç ağaç incirEl çek tabip yaram incir yaram incir Kırılmış bir heykeldim alçı tutmayan tamiri zor bir sevdanın içine düşmüştüm ve gece çekip gidiyordu kırıklarımın üstünden oysa sevdayı yeni yeni öğreniyordum
Gece suskun, sen suskun, ben suskun…
Bari geceyi bozacak bir kelime et sesizliği bozduğuna deysin…
Adımını ilk defa atan bir bebek gibi sevda kulvarında gezinip durmuştum Bayazıt,ın bir dam evinde maruf takvimi 23 11 1967 gösterirken bibi feride de beni doğurmanın telaşıyla popuma ilk tokatı koyu vermişti o zaman.Kırmızı bir leğende yıkanmış göbeğim ise cami avlusuna bırakılmıştı kaydımda hastane defterlerinde yoktu adımda…benden altı yıl sonra 28-07-1973 doğumlu hastane kayıtlı bir çocuğa sevda türküleri söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi Doğubayazıt, dan Karadeniz, e bakarken.
Şimdi beni bırak kendin için öl…
Bir şeyler yazmak için geceleri 4,5 saat bilgisayarın başına oturup bir hayatın anatomisini yazıyordum anlıyordum ki sen bazen güzel cümleler kurandın silkele kendini eteğindeki hüzünleri dök yere yer hüzünlensin Gökyüzü de hüzünlerine ağlasın yıkansın evrenin bütün kirlenmişliği şimdi alçısı kırılmış heykelleri tamir etme.Şimdi zamana ihtiyacımız var zamanı başköşeye koymaya ihtiyacımız var…