
Feqîyê Teyran
09 Ocak 2010 Cumartesi Saat 14:29
Feqîyê Teyran, İslâmiyet’ten sonraki üç büyük Kürt şairinden biridir. Diğer iki büyük şair: Eli Heriri ve Melayê Cizirî’dır. Diğer bütün eski Kürt Şairleri gibi İslam bilgini olan Teyran, İslami bir aile içinde büyümüş, İslam’ı hakkıyla yaşamış bir şairdir.
Feqîyê Teyran’ın gerçek adı Muhammed’dir. Hakkâri’nin Mıks Kasabası’nda doğmuştur. Burası şu anda Van’ın Bahçesaray ilçesine bağlıdır. Onun hangi yıllarda yaşadığı konusunda değişik görüşler vardır. Bir görüşe göre 1590–1660 yılları arasında 70–75 yıl kadar yaşamış ve Mıks Kasabası’nda gömülmüştür. Onun doğum yılı üzerine araştırmacılar birçok şey söylemişlerdir. Kendi şiirlerinde belirtildiğine göre Hicri 971’de dünyaya gelmiştir. Miladi takvime göre ise 1561veya 1563’tür.
Mîm û Hê 70 felek çûn
Ji hîcretê dewran gelek çûn
Sal 1041 çûn
Ev xezel anî diyare
Şiirinde, bu şiiri yazdığında yetmiş yaşında olduğunu ve hicretin üzerinden de 1041 yıl geçtiğini belirtiyor. Şiirlerinde adı “Mîm û Hey “ olarak geçer. Feqîyê Teyran gerçek adı değil lakabıdır. Peki, ona niçin Feqîyê Teyran denilmiştir? Anlatılanlara göre kendisi kuşların dilinden anladiğı için kendisine Feqîyê Teyran adı verilmiş. Aslında Feqîyê Teyran’ın sadece kuşlarla değil de bütün canlılarla ve su ile de konuştuğu, onların dilinden anladığı söylenmektedir. “Feqî” kelimesi, “öğrenci, talebe” demektir; “teyr” ise kuş anlamındadır. Bu durumda “feqîyê teyran”, “kuşların dilinden anlayan, öğrenci” diye çevrilebilir.
Soylu bir ailenin çocuğudur. Dedeleri Osmanlı devletinden “MİRLİK” ünvanını almışlardır. Teyran lakabı hakkında şöyle bir rivayet anlatılır: Feqîyê Teyran Cizre’ye giderken yolda bir papaza rastlar ve onunla arkadaş olur. Bir süre birlikte yürürler, yorulunca da bir ağacın gölgesinde dinlenmeye koyulurlar. O sırada iki kuş gelir ağacın üzerine konar. Kuşlar birbirleriyle konuşurken Teyran güler. Papaz sorar: “Sen neden gülüyorsun?”
Feqîyê: “Bu bizim âdetimizdir, biz bazen öylesine güleriz” der. Papaz: “Elbette her gülmenin bir sebebi vardır, kişi sebepsiz yere gülmez” der.
Feqîyê: “Evet dediğin gibidir, fakat sana söylersem, bana ihanet edebilir, başıma bir bela getirebilirsin” der.
Papaz anlatacağı şeyi hiç kimseye söylemeyeceğine dair Teyran’a söz verir. Bunun üzerine Teyran meseleyi olduğu gibi anlatmaya başlar:
“Ben kuşların dilini anlıyorum. Ağacın üzerindeki kuşlardan biri diğerine, benim “Cizre’de çok acı çekeceğimi” söylüyordu. Ben de bu yüzden güldüm” der.
Papaz ses çıkarmaz ve tekrar yola koyulurlar. Cizre’ye geldiklerinde Feqîyê Teyran ‘Medresa sor’ a giderken papaz da kiliseye gider. Kilisede halk bir araya gelmiş, sanki bir şeyler arar gibi bir oraya bir buraya gidip geliyorlardı. Papaz onları dinlemeye başlar. Falcı bir kadın halka şöyle söyler:
“Kilisenin toprağına gömülü olan bir hazine var. Fakat ben yerini bilmiyorum.”
Hazineyi arayanlar arasında Cizre’nin Miri de vardır. Papaz Mir’in yanına gidip, Teyran’ın durumunu anlatır. Mir Papaz’ın söylediklerini dinledikten sonra Teyran’ı hemen yanına çağırtır ve olanları anlatır. Teyran şöyle der:
“Ben hazineyi çıkarırım, fakat kendi payımı da alırım”der. Mir şartını kabul eder. Teyran biraz yem alarak kilisenin içine döker. Bir süre sonra kuşlar gelip yemi yemeye başlarlar ve şöyle konuşurlar:
“Bu yemi buraya kim döktü?”
“ Feqîyê hazine için bu yemi buraya dökmüş, sen hazinenin nerde olduğunu biliyor musun?”
“Evet biliyorum, sabah güneş doğduğunda hangi taşa vurursa hazine o taşın altındadır.”
Feqîyê Teyran sabah erkenden kalkıp kiliseye gider. Taşı tanıdıktan sonra Mir’in evine gidip durumu bildirir. Taş kazılır ve içinden büyük bir hazine çıkar. Mir, Teyran’a sorar: “Sen ne kadar istiyorsun?” Teyran: “Papazın başının ağırlığı kadar altın istiyorum” der. Mir: “Papazın başının ağırlığını bilmemiz için başını kesmemiz lazım” dediğinde Teyran: “Öyleyse kesin” der. Papazın kafasını keserler ve terazinin bir kefesine koyarlar, diğer kefeye bütün altınları koymalarına rağmen papazın kafası ağır gelir. Mir, bu durum karşısında Teyran’a: “Sen bu durumu biliyordun” der. O da altınları kaldırır ve kefeye bir kaç avuç toprak koyar. Hemen ardından papazın kellesinin üstünde olduğu kefe havaya kalkar. Teyran Mir’e döner ve şöyle der: “Mirim ben altın istemedim, altınlar sizin olsun. Benim amacım sizlere insanların gözünün ancak toprakla doyduğunu göstermekti” der.
Teyran’ın Melayê Cızîrî’nin öğrencisi olduğu, onun yanında okuduğu söylenir. Ayrıca bu yıllarda, öğrencilik döneminde arada bir kaybolmaya başladığı söylenir. Yine bir gün Feqîyê Teyran kaybolur, arkadaşları onu aramaya çıkar. Arkadaşları onu bir suyun (Dicle nehri olduğu tahmin ediliyor.) kenarında bulurlar. Feqîyê Teyran burada, su ile konuşmaktadır. Su da bir insan gibi ayaklanıp ona aynı şekilde cevap vermektedir:
Kürtçe:
Feqî dibêje:
Ey av û av!
Ma tu bi eşqa muhbetê
Mevc û pêla davê bela
Bê sekinîn bê rehetê
Türkçe:
Faqî söylüyor (konuşuyor):
Ey su, ey su!
Sen aşkın muhabbeti için mi
Böyle azgın ve dalgalısın
Hiç durulmuyor rahat etmiyorsun
Kürtçe:
Feqî dibêje:
Bê sekinîn bê rehetê
Muştakê Gulzarê xwe yî
Ya şifa te ji dilê mi ye
Ji eşqa kê tu têyî û tê
Türkçe:
Faqî söylüyor:
Hiç durmadan hiç rahat etmeden
Gulizarını (gülbahçeni) müjdeliyorsun
Şüphen mî var kalbimden (yüreğimden)
Sadece sana olan aşkımdan.
Kürtçe:
Av dibêje:
Avê digot, Feqîyê delal
Kes ji min napirse pirs û sûal
Kitrek ji bahra alemê
Heta gihame vê demê
Türkçe:
Su söylüyor:
Su diyor ki güzel Faqî
Kimse benden sorgu sual etmiyor
Bu âlem denizinde bir damlaydım
Bu zamana gelene kadar
Kürtçe:
Feqî dibêje:
Ji Pêxember aqil hebû
Hewce çûyîna te nebû.
Türkçe:
Faqî söylüyor:
Peygamberden akıl alsaydın
Akmana (gitmene) ihtiyaç olmazdı.
Feqîyê Teyran’ın su ile konuştuğunu görenler şaşkınlıklarını gizleyemezler. Onun bu yönü herkes tarafından duyulur. Bilinenin aksine Feqîyê Teyran Melayê Cızîrî’nin çağdaşıdır. Yani Meleyê onun halk arasında bilindiği gibi hocası değil arkadaşıdır. Hatta Feqîyê yaşça Cızîrî’den büyüktür. Bu da şiirlerinde bellidir. Feqîyê Teyran’ın “İro Gırya Me Tê” isimli eserinde belirttiğine göre hicri 1050 yılında (Miladi: 1640) Melayê Cızîrî vefat etmiştir.
Feqîyê Teyran çok sayıda şiir ve kaside yazmış, söylemiştir. Bir şiirinde şöyle söylüyor:
Kürtçe:
Dilo rabe dilo rabe
Weke çavan ku êvar e
Nezan û bes di xew de be
Bi nimêj ra me be yar e.
Türkçe:
Yüreğim uyan yüreğim uyan
Gözlerdeki gece gibi
Cahil ve uykuda kalma
Namazda bizimle yar ol
Feqîyê Teyran bir kasidesinde şöyle söylüyor:
Kürtçe:
Bizan ku min yar tu yî
Ez kuştim yekcar tu yî
Bê dest û hem pa tu yî
Ê bi xezeb xwendî ez im
Zencîr bi zendê ez im
Aşiqê cindî ez im
Dil jî birîndar tu yî
Cama pîyala tu yî
Delala mala tu yî
Nîmeta ala tu yî
Yar di xeyalê ez im
Bi girt û berdan tu yî
Türkçe:
Bilki benim yârim sensin
Beni öldüren sensin
Elsiz ve hem de ayak sensin
Gazabınla okuyan benim
Kolu zincirli olan benim
Güzel olan âşık benim
Yüreği yaralı olan da sensin
Kadehin camı sensin
Evin güzeli sensin
En güzellerin nimeti sensin
Yar, hayalindeki benim Tutan ve bırakan da sensin
Feqîyê Teyran, aynı zamanda bir Hak aşığıdır. Tasavvuf inancındaki “Fenafillâh” (Ölmeden önce ölmek anlamına gelir. Başka bir deyişle Allah’ın varlığı içinde kaybolmak.) mertebesine yükselir. En sonunda da her şeyden vazgeçip derviş olur ve gezmeye çıkar. Birçok yeri gezdiği için kendisine “Gezgin Feqî” deniliyordu. Bir Kürt emirinin oğlu olduğu halde Emirlik yapmayı bir kenara iterek hayatını efsanevi bir kuşu bulmaya adadı. Yıllarca Mezopotamya'da ayak basmadık yer, ziyaret etmediği köy, efsanevi kuşu bulmak için sorulmadık dengbêj bırakmadı. Herkes bu anka kuşu hakkında bildiklerini ona söyler. En iyi dileklerini Feqî’ye sunarak azık verir, giyecek verir, yatacak yer verir, ardından iyi dileklerde bulunurlar... Ayrıca birçok insan bu kuşu bulmak adına yola çıkmış, harap olmuş, kayıplara karışmıştır.
Teyran amacı uğruna yollara düştüğü günlerin birinde mavi bir kuş görür. Her yer maviye kesilir, sonra bembeyaz bir kuş daha görür. Bu kuş, başının etrafında üç kez dolaşır, halka çizer, gözden kaybolur. Işıl ışıl parlayan, gözleri kör eden kuşları bulur, heybesine alır. Bu kuşlar Feqî’yi kör etmezler, onun içini ışıkla doldururlar. Mutlulukla dolar taşar yüreği...
Bu ermişlik mertebesi sonrasında dengbej olur, kaval ve saz aranır. Bağdat’ta aradığını bulur. Gösterişsiz bir kaval kendisine layık bulunur. Bu sıralarda ünü, tüm Mezopotamya’da duyulmuştur. Her gittiği yerde dengbej Feqîyê Teyran diye bilinir. Kaval ve anka kuşunun sesinin etkisiyle dolan yüreği, duyulmamış besteler çalar. Dinleyenler put kesilir, kımıldayamaz âdeta büyülenirler...
Yıllar sonra babasının konağına döner. Mezopotamya’da adını duyan herkes kendisini dinlemeye gelir. Yıllarca Feqîyê Teyran’ın stranları söylenir, çalınır bu yörede. Bu sıralarda kendisi hırka giymiş, kemale ermiş, sakal uzatmış, nurlanmıştır.
Feqiyê Teyran’ın insana ve Allah’a dönük bir yaklaşımı vardır. Aşk temasını birçok şiirinde işlemiştir. Duygularını gerçekçi bir şekilde ifade ettiği gibi, benzetmelere ve abartıya(Mübalağa sanatı) da başvurmuştur. Şiirlerinde lirik ve pastoral bir tad vardır. Mehmet Uzun, Teyran’ın şairliğinin olgunluk döneminde kendine özgü, rahat, akıcı, sözlü anlatım geleneğine dayalı bir üslûp yarattığından söz eder. Ancak aşağıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere Divan Edebiyatı geleneğinden etkilenmiş olması güçlü bir olasılıktır. Divan edebiyatındaki “Âşık-maşuk” ilişkisi birçok şiirinde büyük oranda işlenmiştir. “Âşık-seven” hep acı çeken, “Sevgilisine-maşuka” ulaşmanın yollarını arayan fakat bir türlü ulaşamayan kişidir. Sevgili, “Ab-ı hayat” tır yani “Hayat veren sudur. Ab-ı hayattan bir yudum su içen ölümsüzleşir. Çünkü ab-ı hayat “Ölümsüzlük” suyudur. Aşağıdaki şiirde sevgiliden bahsederken sürekli birbirini tamamlayan tezatlardan(karşıtlık-zıtlık) yararlandığı görülüyor:
Bizan ku min yar tu yî
Dil jê birîndar tu yî
Ez kuştim yekcar tu yî
Kubkub li min yar çar tu yî
Bi dest û hem yar tu yî
Pir li min kubar tu yi
Ê b'xezeb sendî ez im
Di qeyda benda ez im
Xweş qeda elîa tu yî
Cama peyala tu yî
Xweş-bejn û bala tu yî
Delal di mala tu yî
Berbextê tala tu yî
Nîmetê ala tu yî.
Ê b’şewqa xala tu yî
Daîm dinalî ez im
Zar zar dikalî ez im
Harot di çalî ez im
Dûr ji wî halî ez im
Yar di xeyalî ez im
Türkçe:
Âşık, sevgilinin aşkından her daim belengaz, mest ve sarhoştur. Âşık-bülbül, her daim gülün-sevgilinin bahçesinde öten, yalvaran, feryat eden, mum gibi yanıp kül olan, acı çeken ama bu acıdan da memnun olan kişidir. Gül, gonca gibidir henüz açmamıştır. Âşık-bülbül şakıya şakıya sonunda goncayı gül yapar.
Îro ji destê husna hebîb sergeşt û heyranim ez
Min eşqû û muhbet bûn nesîb sewadê sergerdan im ez
Bilbil im daîm dixwînim ez yaqîn ez te bibînim
Dîn dibim sewda dimînim serxoş û sekran im ez
Nalîna teyr û tuyûran kalîna çeng û bilûran
Xulxulên di qesr û qusûran bilbilê xoşxan im ez
Feqiyê Teyran şiirlerinde aşkın, dolayısıyla da sevgilinin anlatımı doğadaki benzetmelerle güçlenir. Sevgili; gerdanzer, dêmqemer, fener, nazik, reyhan, gul, quling, dîlber, kewser, bejn zirav, horî, bisk sîyah, vb. kelimelerle anlatılmıştır. Divan edebiyatında siyah saç, genellikle “Ağ” a benzetilir. Ağ ise âşık için zor bir tuzaktır. Saç, “Şahbaz”dır yani “Avlayıcı”dır.
Bêhiş kirim zulfê du reş,
Biskê siyah, bîhnê di xweş,
Ey duxterê, çapik bi meş,
Wêran ezim, malim xirab.
Bêk'êf kirim zilfê du reş,
Biskê siyah, zilfêd qemer,
Eşq û muhbeta min li ser,
Wêran ezim, malim xirab.
Şiirlerinde ölüm teması ve dünyanın gelip geçici olduğu fikri açıkça hissedilir. Nice peygamberlerin, kâmil insanların bu dünyadan gelip geçtiğini belirtir. Aşağıdaki şiirinin bir bölümünde dini önderlerin bile bu dünyadan göçtüğünü anlatır.
Ne Âdem ma û ne Aîş ma
Ne Nuh ma û ne Îdrîs ma
Ne Yûsûf ma ne Cercîs ma
Ne Eyûbê bîrîndar e
Ne Yehya ma ne Salîh ma
Ne Harûn ma ne Mûsa ma
Ne Meryam ma ne Îsa ma
Aynı şiirinde kullandığı isimlerden de anlaşılıyor ki Feqiyê Teyran, tarihî olaylardan ve tarihî kişiliklerden haberdardır. Aşağıdaki dizeleri yazan şairin elbette ki iyi bir eğitim almış olduğu kesindir.
Ne Calis û ne Soqrat man
Ne Talis û ne Boqrat man
Ne Zulqerneyn û ne Mîr’at man
Ne Cumcum ma ne Exyar e.
Ne Eflatun û Loqman man
Ne Dawid û Suleyman man
Ne Fi’rewn û ne Haman man
Doğa temasının yanısıra aşk ve sevgili kavramını, divan şiirine benzer kalıplar içerisinde ele aldığını söyleyebiliriz. Onun için, sevgili; düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğu “Ama her zaman bir umut da vardır” ile adına şiirler yazılan bir varlıktır aynı zamanda. Bazı şiirlerinde zaman zaman divan şiirinde olduğu gibi bu aşkın beşeri mi, dünyevî mi, yoksa ilâhi mi olduğunu anlamak kolay değildir.
Roj hilat ava bû
Erd û ezman cikî rawestabû
Dinya bi tebyetê şên û ava bû
Hey roja sor bi rengê xewe va
Bê te hêşîn nabî gul û gîha
Tu bilind î hergav pewazê
Erd ji te hergav dizê
Tu mîna pêlet agir li ezman
Germê didî deşt û zozanan
Tu germ dikî ser û binê
Teva û re’vur bi te dibin xine
Tanrı kavramı ve din teması şiirlerinde önemli bir yer tutar. Allah’ı ve bir kul olarak kendisini türlü şekillerde karşılaştırır. Şiirlerinde dinî kurallar, Allah’a ve peygambere övgü, tasavvuf, inanç, vahdet-ül vûcüt, Allah’a ulaşmak gibi temaları çokça işlemiştir. Şiirinden bir bölüm:
Erşê ezîmê ekber e
Zînet û raza merkezî
Ew kursîya heq li ser e
Bêşems û gerdûn dibezî
Heq wahid e witr e fer e
Bê newm e baxvanê rezî
Çerxê di nêv çerxa ez im
Ruh û rewana min u yî
Ez hişkedar im nariz im
Xeml û ruhana min tu yî
Bê te neşêm gavek bez im
Xanim mirada min tu yî
Başka bir şiirinde ise Allah’ı âdeta kişileştirir.
Ellah çi zatek ehsen e
Zêde letîf û qadir î
Mexlûq hemî nexşê te ne
Vêk ra li hemyan fekirî
Hemd sena laiq we ne
Yê erşê ezim çêkirî
Feqiyê Teyran, dil olarak sade bir kullanımı olmasına karşın Arap ve Fars edebiyatını bilen, divan edebiyatı geleneğine de uzak olmayan bir ûslupla karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle medreselerde ciddi eğitim aldığı, tarihsel olarak birçok olayın ve tarihi kişiliğin farkında olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kullandığı dilde Farsça kelimeler mevcuttur. Onun döneminde ve daha sonraki zamanlarda Kürt diliyle yazan şairlerin yanı sıra İslamiyetin etkisi ile de birçok Kürt şair, eserlerini Arapça yazdı. Ancak Feqîyê Teyran Kürtçe ile yazmayı tercih etmiştir. İslamiyet döneminde Arapça Ortadoğulu halklar üzerinde çok etkiliydi. Kürt molla ve aristokratların bir çoğu Arapça biliyorlardı. Medreselerde ve camilerde Arapça öğretiliyordu. Arapça "mukaddes" Kuran'ın ve peygamberin dili olarak, Avrupa'da Latincenin oynadığı rolü oynuyordu. Ana dili olması nedeniyle yerel bir dil kullanmıştır demek doğru değildir. Zengin bir dili vardır. Şiirlerinde kelimeler arası anlam ilişkilerini zorlamaya çalıştığını görüyoruz.
İşlenen konuların içeriklerine bakıldığında toplumun sosyal sorunlarını dile getirici bir eğilim olduğunu söyleyebilmek pek mümkün değildir. Ancak, aşağıdaki şiirinde kendisini acı çeken, çilekeş bir dengbêje benzetmesi ilginçtir.
Ne bay î
Ne baran î
Ne lêmişt î
Ne nar î
Hunirê giran î
Şemala dilan î
Teyrê gomanî
Dengbêjê jaran î
Şiirlerinde ritmik ve müzikal bir tat olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yüzdendir ki birçok şiiri bestelenmiştir. “Dîlber” ve “Dilo Rabe” bunlardan en çok bilinenlerdir. Unutulmaz sanatçı Aram Tigran’ın bestelediği “Dilber” şiiri şöyledir:
DÎLBER
Ey Dîlbera gerden zerî,
Way nazika dêm qemerî,
Qamet ji mûma fenerî,
Wêran ezim, malim xirab.
Ey Dîlbera gerden letîf,
Way nazika qamet elîf,
Qamet ji reyhana xefîf,
Wêran ezim, malim xirab.
Ey Dîlbera gerden zuzac,
Way nazika mislî zuzac,
Qamet ji reyhana qirac,
Wêran ezim, malim xirab.
Ey Dîlbera qamet misal,
Way nazika dilî hejar,
Te ji xandinê kirim betal,
Wêran ezim, malim xirab.
Ey Dîlberê, way Dîlberê,
Firyad ji destê keserê,
Avik ji ava Kewserê,
Wêran ezim, malim xirab.
Ey Dîlbera gerden zirav,
Dêm şûşeye, tijî gulav,
Ey duxtera bejna zirav,
Wêran ezim, malim xirab.
Çavan ku hiltînî bi meste,
Ew çend ya misrî bi deste,
Li kuştina min te bi qeste,
Wêran ezim, malim xirab.
Tu bi qesta min dikujî,
Tu bi k'ifra di nosojî,
Gelek sotim kirim rijî,
Wêran ezim, malim xirab.
Gelek sotim, kirim kşibab,
Kirye bi min, sed reng xirab,
Ya leytenî kunrû turab,
Wêran ezim, malim xirab.
Ya leytenî kunrû ve xar,
Wey nazika min te ji dûr,
Bêhiş kirim zilfê di hûr,
Wêran ezim, malim xirab.
Bêhiş kirim zulfê du reş,
Biskê siyah, bîhnê di xweş,
Ey duxterê, çapik bi meş,
Wêran ezim, malim xirab.
Bêk'êf kirim zilfê du reş,
Biskê siyah, zilfêd qemer,
Eşq û muhbeta min li ser,
Wêran ezim, malim xirab.
Sotim, biraştim bê hesab,
Lê pirsî bo kirme k'ebab,
Kirye bi min sed reng ezab,
Wêran ezim, malim xirab.
Sibhan ji şahê bi tenê,
Xalik li xala gerdenê,
Ez dîn kirim berdam dinê,
Wêran ezim, malim xirab.
Eşqa mezac peyda bûye,
Îro li min dijwar bûye,
Hîvî dikim heqîqiye,
Wêran ezim, malim xirab.
Bunların dışında dağınık şiirleri de bulunmaktadır. Bu şiirlerin bilinenleri şunlardır:
1-Ellah Çı Zatek Ehsen e (20 Altılık)
2-Hey Av u Av (51 dörtlük)
3-İro Jı Dest Husna Hebib (33 Dörtlük) Bunların
4-Bı Çar Keriman (7 Dörtlük)
5- Melayê Batê Kanê (11 Dörtlük)
6-Ez Çı bêjım ( 8 Dörtlük)
7-Feqe U Mela (50 Altılık)
8-Feqe u Bılbıl (18 Altılık)
9-Ay Dılê Mın (19 Dörtlük)
10-Qewi İro Zeif Halım ( 18 Dörtlük)
11-Dilber (16 Dörtlük)
12-Dılo Rabe (80 Dörtlük)
13-Çıya Ani (4 Dörtlük)
14-Dengbêjê Jaran i (4 Dörtlük)
15-Yar Tu yi (18 Altılık)
16-Feqıyê Teyran u Evina Dılan
17-Mıhacır 1
8- Dewran
19-Ê Bên
20- Feqıyê Teyran u Dilber
21-Feqıyê Teyran u Qulıng
22-Feqıyê Teyran U Roj
En önemli eseri Hespê Reş'tir (Kara At). Bu eser 1965’te Moskova’da Kürtçe-Rusça olarak yayınlanmıştır.
Özetle Feqîyê Teyran’ın şiirleri sade, rahat ve temizdir. Halkın dilini, sanat dilini ve edebiyat dilini çok güzel yoğurmuştur. Şiirlerinin içerikleri de oldukça geniştir. Özellikle toplumsal ve tarihi olaylar, Allah, din, peygamber, inanç konularında şiirler yazmıştır. Aynı zamanda bir aşk şairidir.
Kayıtlara göre Feqîyê Teyran 1660 yılında Bitlis'in Hizan Kayıtlara İlçesi'nde yaşamını yitirdi. Denilir ki:
“Yeryüzünde ne kadar kuş varsa ölmeden önce Fekîyê Teyran’ın başına toplanır. Sonunda kimsenin bakamadığı, ışıldamaktan bembeyaz kesilmiş bir kuş yanına gelir, üç kez başının etrafında döner ve halka yapar. Ve Feqîyê Teyran sonunda hakkın rahmetine kavuşur...
Yörede oldukça sevilen Feqîyê Teyran'ın nereye gömüleceği Bahçesaray ve Hizan’lı sevenleri arasında tartışma konusu oldu. Çözüm olarak cenazenin üzerine aynı ağırlıkta ve aynı benzerlikte iki ayrı tabut yapılarak Bahçesaray halkından seçim yapmaları istendi. Bunun üzerine Bahçesaraylılar iki tabuttan birisini aldı ve Feqîyê Teyran'ın ailesinin mezarlığının bulunduğu Verezüz Köyü'nde toprağa verdi. Feqîyê Teyran'ın cenazesinin halen hangi tabutta olduğu sırrı çözülemezken, bölgedeki âlimler ailesinin yanına gömüldüğünden söz ediyor.


















Yorumlarınız
düzeltme